« Önceki | Sonraki »

20/3/2008

Sabah 06.00 da yapılan seks 300 kalori harcatıyor!

İngiliz uzmanlara göre, güne seksle başlamak, özellikle saat 06.00’dan önce sevişmek, vücudun çalışma mekanizmasını hızlandırıyor ve bir saatte 300 kalori yaktırıyor.

Uzmanların bu sözlerinden sonra İngiltere’de yayınlanan The Sun Gazetesi’nin okur mektupları köşesine sabah uyanınca seks yapanların memnuniyetlerini bildiren mektuplar yağmaya başladı. Timmy adlı bir okuyucu, "Karım ve ben sabah seks yapmayı tercih ediyoruz, çünkü o saatte daha zinde oluyoruz. Akşam işten eve döndüğümüzde seks yapamayacak kadar yorgun ve gergin oluyoruz" diye yazdı. Bir başka okuyucu ise, "Geceleri seks için karıma yalvarmaktan vazgeçtim. Sabahları seks için daha isteli oluyor ve sabah seks yapmanın evliliğimi kurtardığını rahatlıkla söyleyebilirim" diye mektup gönderdi.

22/4/2007

Erdoğan: Doktor muayenehanesini kapatacak!

Erdoğan, “Doktorların bize yatağı zor gösterdiği günleri hatırlıyorum. Doktorlar muayenehaneye davet ediyorlardı. Yol oradan geçiyordu” dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Bursa gezisini bir süre önce açılan 300 yataklı MedikalPark Hastanesi’ni hizmete sokarak sürdürdü. Türkiye'nin sağlık alanında ihmal yüzünden yıllardır ciddi sıkıntılar yaşadığını, bunun kaçınılmaz bir gerçek olduğunu belirten Erdoğan, hükümetin bu meselelerle yüzleşecek ve üzerine gidecek kararlılığa ve donanıma fazlasıyla sahip olduğunu açıkladı. 4 yıldır Türkiye'de sağlık alanında ciddi projeler başlattıklarına işaret eden Erdoğan, SSK'lıların artık devlet hastanelerinden yararlanır duruma geldiğini, hastaların ilaçlarını serbest eczaneden aldığını açıkladı.

Kendi hayatının da işçilikle geçtiğini, 1974 yılından itibaren işçi olduğunu, sadece yedek subaylık, belediye başkanlığı ve başbakanlık dönemlerinde, emekli sandığına bağlı olduğunu açıklayan Erdoğan, “O sıkıntıları, doktorların bize yatağı zor gösterdiği günleri hatırlıyorum. Doktorlar muayenehaneye davet ediyorlardı. Yol oradan geçiyordu” dedi.

Hükümete geldikten sonra başhekimlere muayenehaneyi yasakladıklarını, doktorların da muayenehanelerini kapatacağını açıklayan Erdoğan, “Döner sermaye olduğu için artık doktorlar, ya devletin hastanesini tercih edecek ya da döner sermayeden nasibini alacak. Ama hastanede çalışmak istemiyorsa o zaman özel hastanelerde çalışırlar. Her taraf açık. Bu alana da rekabet girecek. Öyle doktor çıkar ki, ‘Ben halkıma burada hizmet edeceğim’ der. Biz devlet olarak tercih yapmak zorundayız. Döner sermaye ile yolu açtık. Ne kadar performans gösterirse, doktor maaş artı prim alır” dedi.

Artık hastanelerde, insanların rencide olmadığını, kapıların yüzlerine kapanmadığını, paralarını ödemedikleri için rehin kalmadıklarını belirten Erdoğan, “Aksi tablo, bizim kabul edeceğimiz davranış değildir. ‘Olamaz’ dedim. Bu bilinçle yola çıktık. Şükürler olsun, hastanelerde çaresiz günler sona erdi. Yaygın bir sağlık sistemini halkın hizmetine sürdük. Sosyal devlet anlayışı ile ekonomik gücü olmayan insanları yararlandırdık” diye konuştu. Konuşmasının daha sonraki bölümlerinde her doğanı 18 yaşına kadar sosyal güvence altına alan sosyal güvenlik yasasına muhalefetin karşı çıktığını açıklayan Erdoğan, önümüzdeki dönemde TBMM'den bu yasayı çıkartacaklarını kaydetti.

SAĞLIĞIN BEDELİ OLMAZ

Konuşmasını, ‘Sağlığın bedeli olmaz’ diyerek sürdüren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Yoksul insanlar için sosyal devlet var. Türkiye Cumhuriyeti, devlet olacaksa, demokratik, laik, sosyal ve hukuk devleti olmalı. Bu ancak dörtlü ile gerçekleşir” dedi. AKP Hükümeti'nde 416 sağlık binasının sonuçlanıp hizmete sokulduğunu, özel sektör, vakıf hastanelerinden güvencesi bulunanları yararlandırdıklarını belirten Erdoğan, sözlerini “Biz tıpkı Aşık Veysel gibi uzun ince bir yoldayız. Gidiyoruz gündüz gece” diyerek bitirdi. Daha sonra hastaneyi gezen Erdoğan, Başbakanlık'a ait otobüse binmek üzere iken kendisine ulaşmak isteyen türbanlı bir kadını yanına çağırdı. İsmini açıklamayan kadın, bir süre Başbakan Erdoğan ile görüştü. Türbanlı kadın, “Başbakanımıza kendisini çok sevdiğimizi söyledim” dedi.
Erdoğan daha sonra Bursalı işadamlarıyla görüşmek üzere Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’na geçti.

4/4/2007

Ağrının ilaçı deliksiz uyku

.

Bölünen uyku sırtı vuruyor

Bebek ağlaması gibi nedenlerle sık sık uyanan annelerin vücutları, ağrı sinyallerini engelleyemiyor. Bu da sırt ağrısı ve mide kramplarına yol açıyor 
ABD'de yapılan bir araştırma, ağlayan bir bebek ya da başka bir nedenden ötürü sürekli uykuları bölünen kişilerin, ağrıya karşı daha hassaslaştıklarını ve daha çok ağrı şikâyetinde bulunduklarını ortaya çıkardı.

3 geceden sonra ağrı!

ABD'de bir uyku laboratuvarında 32 sağlıklı genç kadın üzerinde yürütülen araştırmada, üç gece boyunca sürekli olarak uykuları bölünenlerin ağrı algılarındaki değişiklik gözlendi. Bu kişilerin vücutlarının ağrı sinyallerini engelleme yetisinin azaldığı ve kadınların grup olarak sırt ağrısı ve mide krampları gibi ağrılardan daha fazla şikâyet ettikleri belirtildi.
Sonuçları ABD'de yayımlanan Sleep dergisinde yer alan araştırmanın yazarı Johns Hopkins Üniversitesi'nden uzmanlar, uykunun bölünmesinin vücudun ağrı algısının düzenlenmesine yardımcı olan bölümünü etkileyerek ağrının daha fazla hissedilmesine katkıda bulunabileceğini söyledi.

29/3/2007

Organ nakli devrimi!

.Organ bekleyen 100 bin hastaya müjde: Antalya'da 22 yaşındaki gence kan uyumu aranmaksızın böbrek nakli gerçekleştirildi.

BİNLERCE HASTAYA UMUT
Daha önce doku uyumu olmadan böbrek nakli yapılan Antalya Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde bu kez de kan uyumu aranmadan 22 yaşındaki Can Akgün'e böbrek nakledildi. Nakil, organ bekleyen binlerce hastaya umut oldu.

SIRADA KARACİĞER VAR
Profesör Alper Demirbaş, uygulamanın böbrek dışında karaciğer nakli için de geçerli olduğunu söyledi. Demirbaş, "Dünyada birkaç merkezde uygulanan bu teknik sayesinde, Türkiye'de organ nakilleri yüzde 30 artacak" diye konuştu.


Organ naklinde yeni bir çağ

Böbrek naklinde, Antalyalı doktorlar 'çığır' açtı. Sıfır kan grubundan 22 yaşındaki Can Akgün'e, A1 kan grubundaki babasından böbrek nakli gerçekleştirildi.

Akdeniz Üniversitesi'nde doku uyumsuz böbrek naklinin ardından şimdi de kan uyumu olmadan böbrek nakli gerçekleştirildi. Sıfır kan grubuna sahip Can Akın Akgün, A1 kan gruplu babasının tek böbreğiyle yeniden hayata bağlandı. Antalya Üniversitesi Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Alper Demirbaş yaptıkları operasyonu 'organ naklinde devrim' olarak adlandırırken, "Bundan sonra canlıdan organ nakilleri yüzde 30 oranında artacak" dedi. Annesi ve babasıyla kan grubu ile doku uyumu bulunmayan Can Akgün (22) diyalizle hayatını sürdürüyordu. Bu sırada SABAH'ta 'kan uyumsuz böbrek nakli yapılacak' haberini okuyan Adanalı Mehmet Akgün, oğlunun adını bu operasyon için yazdırdı. Daha önce "Kan gruplarınız uymuyor organ nakli yapılamaz" diye geri çevrilen baba-oğul bu kez uygulama için seçildi.

'HİÇ TEREDDÜT ETMEDİM'
Geçen çarşamba yapılan ameliyat sonrası sağlığına kavuşan Can Akgün çok mutlu olduğunu söylerken, baba Mehmet Akgün de, "Oğluma böbreğimi vermekte bir an bile tereddüt etmedim" dedi. Can'ın sağlık durumunun çok iyi olduğu da belirtildi.

29/3/2007

E-atıklar sağlığı tehdit ediyor

Monitör ve televizyonlardaki kurşun sinir sistemini, böbrekleri ve çocukların beyin gelişimini olumsuz etkiliyor.

28 Mart 2007 Çarşamba
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağatay Güler, dünyada
elektronik araç atıklarının yol açtığı çevre kirliliğinin giderek önem kazandığını, buna bağlı olarak insan sağlığını tehdit eden durumların da ortaya çıktığını söyledi.
    
Atıkların uygun şekillerde yok edilmediği ve yakıldığı durumlarda bir çok ağır metalin çevreye yayıldığını belirten Güler, havaya yayılan zehirli maddelerin solunum yoluyla insan vücuduna girebildiğini, çevre kirliliğine yol açan kalıntı ve sızıntıların ekosistemleri olumsuz etkilediğini, bir çok canlının
varlığının tehlikeye düştüğünü ifade etti.

E-atık nedir?
    
Kullanılmayan televizyon ve bilgisayar monitörleri, klavyeler, DVD çalarlar, video kameralar, cep telefonları, telefonlar, telsiz telefonlar, faks ve fotokopi makineleri ve video oyun araçlarının genel olarak e-atık olarak tanımlandığını belirten Güler, elektronik firmalarının geliştirdikleri yeni donanımlarla
tüketiciyi adeta bombardımana tuttuklarını ve elektronik eşyaların kullanım süreleri dolmadan yenilendiğini kaydetti.
    
Bu gelişmenin elektronik hurda ve atıklarını artırdığını, bazı ülkelerde bilgisayar kullanım ömrünün 2 yıla indiğini kaydeden Güler, şu verileri aktardı: "ABD�de toplam katı atık miktarının yüzde 4�ünü e-atıklar oluşturuyor.

Diğer atıklara göre elektronik atık 2-3 kat daha hızlı artıyor. 1998 yılında 20 milyon bilgisayarın kullanım dışı kaldığı, bunun ancak 2-3 milyonunun yeniden kazanıma sokulduğu belirtiliyor. 2000-2007 arasında ABD�de 500 milyon bilgisayarın atık durumuna geleceği, 2005 yılında da 63 milyon kişisel bilgisayarın çöpe atılacağı ifade ediliyor"

E-atıklar sağlık için nasıl tehdit haline gelebiliyor?
    
Prof. Dr. Çağatay Güler, e-atıkların genellikle hurdacılara ve genel atık toplama sistemlerine verildiğine dikkat çekti ve bu durumun insan sağlığı üzerinde yaratabileceği zararları dile getirdi.
    
Bir bilgisayarın binden fazla değişik maddeden oluştuğunu, e-atıkların uygun şekillerde yok edilmemesi ya da geri dönüşüm programlarının uygulanmaması sonucu zararlı maddelerin ortaya çıktığını ifade eden Güler, "Bunların gömülmesiyle
toprağa bir çok zehirli madde karışıyor, yakıldığında da çok sayıda zehirli gazın havaya karışması mümkün hale geliyor. Bodrumlara, evdeki küçük depolara atılan bilgisayarlar için de aynı durum söz konusu" diye konuştu.

"Kurşun sinir sistemi ve böbreklere zarar veriyor"
    
Kişisel bilgisayarlarda bulunan başlıca maddeleri sıralayan Güler, bu maddelerin insan sağlığı üzerindeki etkilerini de örneklerle anlattı.
    
Monitörler ve televizyonlarda bulunan ve katot ışınlı tüpler olarak
adlandırılan tüplerde bulunan kurşunun, insanda sinir sistemi, kan, böbrekler ve çocuklarda beyin gelişimini olumsuz etkilendiğini ifade eden Güler, söz konusu tüplerde 0,4 kilogram kurşun oksit bulunduğunu, atık bölgelerindeki kurşunun
yüzde 40�ının da e-atıklardan kaynaklandığını dile getirdi.
    
Kadmiyumun bilgisayar kartlarında, kızıl ötesi kumanda araçlarında, yarı iletkenlerde bulunan bir metal olduğunu söyleyen Güler, bu maddenin insan vücudunda, özellikle de böbreklerde biriktiğini kaydetti.
    
Piller, lambalar, termostatlar ve bilgisayar kartlarında bulunan cıvanın neden olduğu olumsuz etkilere de değinen Güler, "Metil cıva beyinde bozukluklara yol açıyor. Sularda birikmesi durumunda besin zinciri içerisinde canlılara giriyor, mikroskobik su canlılarından büyük su canlılarına doğru ilerleyen zincirde giderek katlanan miktarda birikiyor" diye konuştu.
    
Güler, bilgisayar kartlarında, bağlantılarda, kasalarda, plastik kutularda, yuvalarda, kablolarda kullanılan bromlu difenil eterlerin de iç salgı sisteminin bütünlüğünü ve karşılıklı etkileşimini bozduğunu, araştırmalara göre, bu maddenin
insan sütündeki miktarının her beş yılda iki katına çıktığını bildirdi.
    
Çeliğin paslanmasını önlemekte kullanılan "krom 6"nın hücre zarından geçtiğinden hücrelere zehirli etki yaptığını ifade eden Güler, 6 değerli kromun çok küçük miktarlarının bile güçlü alerjik reaksiyonlara, astıma, astım krizlerinin uyarılmasına ve DNA yıkımına neden olabildiğini vurguladı.
    
Güler, e-atıkların yakılmasıyla ortaya çıkan maddelerin çevre ve insan sağlığına zarar verecek boyutlara ulaşmasını engellemek için tüketici dernekleri, belediyeler ve üretici firmaların işbirliği yapması gerektiğini sözlerine ekledi.

Milliyet

15/3/2007

Fazla C vitamini stresi önler

    Stresinizin çoğaldığı dönemlerde rahatlamak için aradığınız çare uzak olmayabilir. C vitamini deposu yeşil sebzeler, meyveler strese dayanma gücünüzü artırır.

    Stresi yenmemizi sağlayacak mucize bir reçete olabilir mi? Bir ilaç ya da bir besin? Örneğin, patronumuza öfkelendiğimizde ya da eşimizle tartıştıktan sonra yiyeceğimiz bir mandalina veya içeceğimiz bir bardak süt stresimizi geçirebilir ya da azaltabalir mi? Yazık ki yiyeceklerin böyle bir etkisi yok. En azından direkt olarak etkisi olan bir besin bulunmuyor. Ancak genel olarak iyi bir beslenmeyle stresle mücadele etmek mümkün. Bunu işin uzmanı söylüyor. Türkiye Diyetisyenler Derneği İstanbul Şubesi'nden diyetisyen Selma Önelge Gür, özellikle yaz mevsiminin yaklaşmasıyla ve kilo vermenin moda halini almasıyla pek çok insanın zayıflamak istemesi nedeniyle strese girdiğini belirtiyor. Gür, ayrıca "Stres sırasında B kompleks vitaminlerine gereksinim artar. Stres altında olanlar, sınava girecekler ya da yöneticiler meyve ve sebze aracılığıyla fazladan C vitaminine ihtiyaç duyarlar" diyerek stres altındakileri uyarıyor.

      Savaş ya da kaç!


Beslenme ve stres arasında nasıl bir bağlantı var?
      Stres ve beslenme arasında bir bağlantı olduğunu söyleyebiliriz, ancak bu iyi bir beslenmenin günlük stresi azalttığı anlamına gelmez. İyi beslenme vücudun stresle mücadele etmesinde ve hastalığa yenilmemesinde yardımcı olur.
İnsanın strese genel tepkisi evrenseldir. Stres kaynakları farklı olabilir, stres düzeyleri ve sonuçları da insandan insana değişebilir. Ancak stres tetikçisi olumsuz bir etki yapıyorsa, tepki genelde hemen hemen aynıdır. Dr. Walter Canon, stresin biyolojik etkilerini belirleyen ilk kişi olmuştur. Bu da 'Savaş ya da kaç tepkisi'dir. Mağara devri insanları yabani hayvanlar, yangın, sel gibi tehlikelerle karşı karşıya kaldıklarında iki seçenekleri vardı. Savaşacak ya da kaçacaklardı. Vücutlarının biyokimyası yaptıkları seçimle başa çıkmalarına yardımcı olacak şekilde değişirdi. Bu, hayatta kalabilmek için mükemmel bir uyumdu.
Bu 'Savaş ya da kaç' tepkisi sırasında kan dolaşımına katılan bazı hormonlar da vücudu hareketlendirir ve enerji düzeyini artırır. Kalp hızla çarparak kaslarımıza kan ve oksijen akışını artırır. Tansiyon yükselir. Hızlı nefes alınır ve verilir. Besinlerin emilim hızı azalır, vücut için gerekli şeker ve yağları kaslara yönlendirebilir. Vücut harekete geçmeye hazırlanırken kas gücü artar. Vücut ısısını normal düzeyde tutmak için daha fazla terlenir. Bu bedensel tepkiler insanoğluna binlerce yıl ötesinden insanın var kalması için genetik olarak iletilmiştir.
Bugün ise stresin nedenleri değişti...
Bugün artık stresin nedenleri değişmiştir, stres tetikçilerinin birçoğu bedensel değil duygusal ve psikolojiktir ama aynı biyokimyasal tepkimeler yaşanır. Bedenimiz tıpkı atalarımız gibi kendini bedensel bir strese hazırlar. Bedenimiz, üzerine gelen tehdide karşı üç aşamalı tepki gösterir. Alarm tepkisi, direnme dönemi ve tükenme dönemi. Son aşamada stres devam ediyorsa organ dokuları ve sistemleri bozulabilir. Uzun vadede bu, hastalıklara, hatta ölümlere bile neden olabilir.
Stres, pek çok hastalığın nedenidir. İlk akla gelenler kalp hastalıkları, inme, kanser, solunum yolları hastalıkları, eklem iltihapları, mide-bağırsak bozuklukları, uykusuzluk, depresyon, psikosomatik rahatsızlıklar, deri hastalıklar, kronik ağrı ve sancılardır.  


Stres nedeniyle aşırı yeme de söz konusu. Bununla nasıl mücadele edilebilir?
  Strese bağlı yemek yemekle mücadele etmenin sırrı, doğru zamanda doğru yiyecekler seçmektir. Üniversite sınavları yaklaşırken bir öğrenci veya işyerinde sorunlar yaşayan biri, her şeyin kötü gittiğini düşünerek kaçmak, uzaklaşmak isteğinin arttığı dönemlerde masada duran şekerleri hırsla ve hızlıca tüketir ya da bir sigara daha yakar. Ancak buna rağmen stres geçmemiştir ama vücuduna gereksiz birkaç fazla kalori eklenmiş ve ayrıca nikotin girmiştir. İnsan kendini daha iyi hissetmek için yemek ister, atıştırmadan duramaz. Atıştırma tepkisinin bir kısmı beynin kimyasından kaynaklanır.


     Protein de iyi gelir


Stres altında olanlar nasıl beslenmeli?


     Stres sırasında B kompleks vitaminlerine gereksinim artar. Stres altında olanlar, sınava girecekler ya da yöneticiler meyve ve sebze aracılığıyla fazladan C vitaminine ihtiyaç duyarlar. Her fazla kilo, vücudun ekstra birkaç miligram C vitaminine ihtiyaç duyması anlamına gelir. Kandaki triptofan seviyesi ciddi, mutsuz ve depresif olup olmadığınızı, hayatınızı akıntıya kürek çekerek geçiriyormuş hissine kapılıp kapılmadığınızı belirler. Vücut triptofandan serotonin üretir. Triptofan stresi uzaklaştırır, uyku bozukluğunu önler. Tek şart yağsız protein (yağsız et, süt, peynir çeşitleri, yumurta, kurubaklagiller) yemenizdir.


      Daha çok tatlı, daha çok mutluluk hormonu


Stres yüzünden tatlı besinlere yönelmemizin nedeni ne?


Beyin hücreleri fazla stres altındayken daha çok serotonine (mutluluk hormunu) ihtiyaç duyar. Bu, karbonhidrat yönünden zengin yiyeceklere yönelmeye neden olur. Bu yiyecekler serotonin üretimini teşvik eder. Pizza, makarna ve çikolatayı stresliyken ve endişeliyken tercih etmemizin nedeni budur.
Rafine şekerlerin fazla tüketilmesi vücuttaki B vitaminlerini tüketir. Yorgunluk, sinirlilik ve tepkili hale gelmeye neden olur. Glisemik indeksi yüksek, rafine edilmiş besinler hormonları harekete geçirerek kan şekerinin yükselmesine neden olur. Tatlı, şekerli, unlu besinler vücuda girer girmez, içlerindeki şeker kana hücum eder ve kan şekerini yükseltir. Pankreas paniğe kapılır ve kan şekeri hormonu (insülin) salgılamaya başlar. İnsülin kaslara "Haydi çabuk, tatlı ye" mesajını verir. Kaslar da şeker tüketmeye başlayınca beyindeki şeker seviyesi düşer. Kendimizi yorgun hissederiz. Kan şekeri seviyesi başlangıçtakinin altına düştüğü için vücut şeker yeme ihtiyacı hisseder. Çikolatadan alınacak ikinci bir parça kısa zamanda kan şekerini tekrar yükseltir. Streste şekerli besinlerin daha kolay tüketilmesi çağın hastalığı şişmanlığın da nedenidir. İnsülin aynı zamanda şişmanlama hormonudur. Çünkü glisemik endeksi yüksek bir besin, yağlı yiyeceklere birlikte yendiğinde, insülin besindeki yağları doğrudan gitmelerini istemediğimiz bir yere, yağ hücrelerine gönderir. Yağlar buraya yerleşir ve yakılmazlar, çünkü yağ hücrelerinde yağ yakıcı 'fırınlar' yoktur. Sindirim süresince kandaki insülin seviyesi yüksek olursa, yağlar yağ hücrelerinde hapis kalır ve kilo alırız.


Kilo vermek için de strese gireriz...

Açlık hissedilmemesine rağmen aç olduğunu sanarak yemek yemek, atıştırmak gerçek stres nedeni olabilir ve sonunda stres yiyicisine dönüşülebilir. Sağlıklı olma ötesinde 'modanın dayattığı ölçülerde' fazla kilosu olduğunu varsayanlar yaz gelirken kilo verebilme stresine girerler. Şişmanlık, kısa sürede mucize diyetlerle çözülemeyen, mevsimsel önlemlerle giderilmesi mümkün olmayan ciddi bir hastalıktır. Kısa sürede verilen kilolar, kısa sürede iki kat olarak geri alındığından yaşam boyu çözülemeyen stres kaynağı olabilirler.


HATİCE YAŞAR - Radikal

14/3/2007

Türk bilim adamlarından boy uzatma projesi

   Dokuz Eylül Üniversitesinden 4 bilim adamı, insan boyunu hem uzaktan kumanda ile hem de belirli bir ağırlık uygulayarak uzatmak için geliştirdikleri 2 farklı projenin patentini almak için Avrupa Patent Ofisine başvurdu.

.

     İlk projede boy uzatmak isteyenler için kemik içerisine çakılan çiviler, uzaktan kumanda ile her gün 1 mm boy uzatacak. Bu projede hasta, yattığı yerden boyunu uzatabilecek. Diğer projede ise günde bir kez ayağını yere sertçe vuran kişinin boyu aynı oranda uzayabilecek. Projeyle birlikte bir kişinin boyu 3.5 ay gibi kısa bir sürede 10 santimetre uzatılabilecek.


     Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Havıtçıoğlu, TÜBİTAK ve DPT'den aldıkları destek sayesinde geliştirdikleri laboratuvarlarında, Bilgisayar Mühendisliği, Makine Mühendisliği, Kimya Fakültesi ve bazı bölümlerle ortaklaşa projeler geliştirdiklerini anlattı.

Havıtçıoğlu, kendisiyle birlikte Doç. Dr. Önder Baran, araştırma görevlileri Bora Uzun ve Hakan Oflaz ile hem mekanik hem de şekil bellekli alaşımlardan yararlanılarak insan boyunu uzatmak için geliştirdikleri proje için Avrupa Patent Ofisine 18 Eylül 2006 tarihinde başvurduklarını, 3 ay sonra patentlerin gelmesini beklediklerini kaydetti.


YATARAK BOYUNU UZATABİLECEK


     Bacağını uzatmak isteyen kişi için önceden ne kadarlık bir uzamanın gerçekleştirileceğini tespit ettiklerini, laboratuvarlarda, kemik içerisine çakılacak çivinin ona göre tasarlandığını belirten Havıtçıoğlu, ''Hastanın bacağı 4 cm kısa ise çivinin içerisine yerleştirilen özel sistemlerle o miktarda boy uzayacak. Hasta istese de bunun üzerinde bir uzama gerçekleşmeyecek'' dedi.

Şekil bellekli alaşımlardan yararlanılarak insanın boyunun uzatılması projesinde, elektronik bir frekansın uzaktan kumanda ile harekete geçirilerek kemik içerisine çakılan çivinin yukarıya doğru hareketinin sağlanacağını dile getiren Havıtçıoğlu, hastaya verilecek kumandayla kendi boyunu kendisinin uzatabileceğini ifade etti.

Havıtçıoğlu, çivilerin kemik kaynaması sağlandıktan sonra çıkarılabileceğini kaydetti.


3.5 AYDA 10 SANTİMETRE


     Geliştirilen yöntemlerin uyluk ve kaval kemiklerine monte edilebileceği bilgisini veren Havıtçıoğlu, hastanın boyunun her gün 1 milimetre uzatılabileceğini, bu yöntemlerle kısa bir sürede uyluk kemiğinin 15, kaval kemiğinin 10 cm olmak üzere toplam 25 santimetrelik bir uzamanın gerçekleştirilebileceğini bildirdi.

     Havıtçıoğlu şöyle konuştu:

''Mekanik yöntemde, hasta günde bir kez bacağına aşırı yüklenme yapacak. Kemik içerisine yerleştirilen çivinin özel aksamları var. Belirli yüklenme karşısında çivi kendiliğinden uzayacak. Vücut ağırlığının ortalama 3 katı kadar bir kuvvetle yere vurulduğunda çiviler dişliler yardımıyla harekete geçiyor ve 1 milimetrelik bir uzama gerçekleşmiş oluyor. İstenen uzama sağlandığında otomatik olarak sistem kilitleniyor.

Diğer yöntemde ise belli bir frekansta bilgisayar mühendisleri tarafından yüklenen sistem, hastanın kendisi tarafından uzaktan kumandayla uygulanabiliyor. Hastaya bir şifre veriliyor, uzaktan kumandayla gönderilen frekansla sistem çalışıyor ve ne kadarlık bir uzama sisteme yüklenmişse bir günde 1 milimetrelik uzamayla istenen boya kavuşulmuş oluyor.

Bu sistemlerin diğer boy uzatma sistemlerinden en büyük farkı hem acıyı çok azaltması, hem tedavi sürecini yarı yarıya indirmesi, hem de enfeksiyonu ortadan kaldırması. Diğer yöntemlerde 10 cm'lik bir boy uzatma işlemi 7 ay sürerken, bu yöntemlerde 3.5 ay sürecek.''


HERKESE UYGULANMAYACAK


       Bu yöntemlerin her isteyene uygulanmayacağına dikkati çeken Havıtçıoğlu, bacağında travma sonrasında tek bacakta kısalığı olanların, değişik nedenlerle bacağı kısa olanların ve boyu kısa olanların boyunun uzatılacağını kaydetti.

Havıtçıoğlu, ''Boy uzatmanın amacı estetik amaçlı değil fonksiyon amaçlı. (Benim boyum 175 bir 10 cm daha uzatıp manken olmak istiyorum) diyenlerin boyunu uzatmayı uygun görmeyiz'' diye konuştu.

star

13/3/2007

Bol kakaolu çikolata ye uzun yaşa

. Kakao içmenin, kalp rahatsızlığı, felç, kanser ve diyabet gibi hastalık risklerini yüzde 10 azaltabileceği ortaya çıktı. İngiliz basınınındaki haberlere göre, ABD’deki Harvard Tıp Fakültesi tarafından Panama’da yaşayan ve her biri haftada 40 fincan kakao içen Kuna kabilesi üzerinde yapılan araştırmada, kakaonun içinde bulunan etken maddelerden “epicatechin”in hastalık riskini önemli ölçüde azalttığı tespit edildi.     Araştırmayı yürüten Prof. Norman Hollenberg, kakaonun içindeki etken madde epicatechin’in Batı’nın en kötü beş hastalığından dördünü ortadan kaldırma potansiyeline sahip olduğunu söyledi. Bilim adamları, bulgular üzerine, çay, şarap ve çikolatanın da içinde bulunan bu etken madde üzerinde daha fazla inceleme yapmaya karar verdi.    Bilim adamlarına göre, Panama’da diğer insanlardan daha uzun yaşayan ve ileriki yaşlarda bunama hastalığına da yakalanmayan Kuna kabilesinin çoğu bireyleri için kakao, doğumdan ölüme kadar içtikleri tek şey.

7/3/2007

Hastane borcundan cezaevinde yattılar

Mersin'de hastane masrafı için senet imzalayan Ahmet İreç, kalan 400 YTL'lik borcunu ödeyemeyince eşi ve oğluyla hapse konuldu. Aileyi özgürlüğüne bir hayırsever kavuşturdu

MUSTAFA İNSAN, ALİ ŞEN   Mersin   DHA

Mersin'de iki yıl önce dünyaya gelen bebekleri Sinan'ın masrafına karşılık hastaneye verdikleri 400 YTL'lik senedi ödeyemeyen inşaat işçisi Ahmet İreç ve eşi Nuriye İreç, dün çocuklarıyla birlikte hapse konuldu. Çift, hayırsever Yakup Güngör'ün borcu ödemesi sonucu 27 saat sonra özgür kaldı.
Sıvacılık yapan İreç'in (38) eşi Nuriye İreç (32), 2005'te 5. çocuğuna 7 aylık hamileyken Mersin Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. İreç, daha sonra Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne sevk edildi. İreç, 15 gün yattığı bu hastanede sezaryenle bir erkek bebek dünyaya getirdi.



Rehinden senetle kurtuldu

"Baba İreç, 15 günlük tedavi masrafı olan 720 YTL'yi ödeyemedi. Yeşil kartı doğum masrafını karşılamayan İreç, minik Sinan'ı rehinden kurtarmak için eşi ile birlikte senet imzalayarak hastaneden çıktı. Beş çocuk babası İreç, borcunun 320 YTL'sini daha sonra ödedi, ancak kalan 400 YTL'yi ödeyemediği için Mersin 3. İcra Mahkemesi'nce icra takibi başlatıldı.

Polis evinden aldı

İcra takibine karşılık ödeme yapamayan ve mal bildiriminde bulunmayan çifte 10'ar gün hapis cezası verildi. Çift, önceki akşam polis tarafından Toroslar Mahallesi'ndeki evlerinden alındı. Sinan'ı da yanlarına alan çift, hapis cezasına çarptırıldıklarını adliyede öğrendi. Polis aracında dövünerek gözyaşı döken Ahmet İreç ile "Böyle adalet olmaz olsun. Yoksulluk bizim kaderimiz. Bu para için insan tutuklanır mı?" diyen eşi, oğulları minik Sinan'la birlikte dün 12.00'de Mersin E Tipi Kapalı Cezaevi'ne konuldu. Çiftin imdadına olayı CNN Türk'ten öğrenen İstanbullu hayırsever Güngör yetişti. DHA'dan bilgi alan Güngör, faizi ve mahkeme masrafıyla birlikte 750 YTL'ye yükselen borcu Mersin'e havale etti.
Paranın yatırılmasının ardından şikâyetten vazgeçilmesi üzerine çift dün 15.00'te oğulları Sinan'la birlikte cezaevinden çıktı. Bu kez sevinç çığlıkları atıp gözyaşları döken çift, 27 saat sonra çocuklarıyla buluştu. Ahmet İreç, telefonla görüştüğü Güngör'e "Allah sizden razı olsun. Bizi kurtardınız" dedi

Erdoğan'a sordular

Daha önce yaptığı açıklamalarda hastanelerde rehin alma olaylarının sona erdiğini savunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dün "Mersin'de yaşanan olayla ilgili olarak size intikal eden bir bilgi var mı?" sorusu üzerine şunları söyledi: "Hayır. Böyle bir şey olması mümkün değil. Şu ana kadar biz böyle bir uygulamaya asla müsaade etmedik. Böyle bir şeyden dolayı bir tane vatandaşımı hapse sokmam, sokturtmam."

'Hiçbirine uymadılar'

Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Erdal Doruk, "Defalarca ödeme planı yapıldı. Hiçbirine uyulmadı" dedi. Mersin Valisi Hüseyin Aksoy, "Keşke bize başvursaydı. Kalan borcunu üstlenir, gereğini yapardık" dedi.

Milliyet

6/3/2007

Organ bağışına fren

Adli bir olayda ölenin organlarını, ailenin onayıyla nakleden doktorlara savcıyı beklemedikleri için dava açıldı. Hekimler karışıklığı giderecek yönetmelik istiyor

Kurşunla yaralanan bir hasta sedyenin üzerinde hastanenin kapısından içeri giriyor, bir süre sonra beyin ölümü gerçekleşiyor. Aynı saatlerde bir karaciğer hastası umutsuzca kendisine nakledilecek organı bekliyor... Bir yandan incelenmesi gereken 'adli bir vaka', öte yandan organın zarar görmemesi için zamanla yarışan bir hekim... Peki böyle bir durumda ne yapılıyor?

Florence Nightingale Hastanesi Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Yaman Tokat:
    Bu işlerde savcı için beklenmez. Savcı gelene kadar hastanın organları kullanılamaz hale gelebilir. Biz organları alırız, ölüm raporu tutarız. Ölüme neden olan patolojileri belirtiriz. Savcının istediği, 'çıkarılan organlarda ölüme neden olan patoloji olup olmadığıdır'. Zaten öyle bir durum varsa o organlar kullanılmaz. Savcılar
ameliyattan sonra ölüyü devralır. İsterlerse ameliyata girip duruma bakarlar. İsterlerse ameliyattan sonra adli otopsi yapabilirler. Genellikle savcılarla aramızda centilmenlik anlaşmasıyla yürüyor. Beyin ölümü demek, 'Beyni öldü' demek, diğer organları sağlam demek. Savcı da biliyor ki, 'adamın ölümüne neden olan beyin kanaması, kalp krizi sonrası beyinde ödem'.. İstesen de delil karartamazsın. Ölüm nedeni beyin ölümü zaten.

Haydarpaşa Numune Hastanesi Organ Nakli Ünitesi yetkilileri:
 Biz adli vakalarda beyin ölümü tutanağını aldıktan sonra aileye soruyoruz. Aile de onay verirse, savcıya haber veriyoruz. Savcı geliyor, raporunu yazıyor ve izni veriyor. Şimdiye kadar savcı beklerken sıkıntı yaşamadık.

İstanbul Tıp Fakültesi Organ Nakli Daire Başkanı Prof. Dr. Mahmut Çarin:
 Beyin ölümü gerçekleşince aile izin vermişse nakil için sorun yok. Ancak ortada cinayet varsa ailenin onayını aldıktan sonra da savcı beklenebilir. Zaten son günlerdeki nakillerin büyük kısmı kurşunlama olaylarından. Otopsi ancak organ naklinden sonra yapılabilir.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Süheyl Donay:
Adli bir olay, şüpheli bir ölüm söz konusuyla savcının beklenmesi ve otopsi gerekir. Böyle durumda organ bağışı olmaz. Ancak hekimler, beyin ölümüne neden olan olayın tam nedenini rapor ederse otopsiye de gerek olmayabilir. Örneğin, beyin ölümü 'Kafaya isabet eden tek kurşunla gerçekleşmiştir' şeklinde bildirilirse ve beş uzman da onay verirse otopsiye de gerek olmayabilir.
Kocaeli Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr.
Ümit Biçer:
Yaralıya önce adli rapor mu düzenlenir, tıbbi müdahale mi edilir? Tabii ki tıbbi müdahale. Önemli olan, ölüm nedeninin alınacak organa bağlı olmaması ve tüm işlemlerin kayıt altına alınmasıdır. Sonra bu kayıt savcıya teslim edilir. Otopsi işlemi mutlaka nakilden sonra yapılır. Otopsiden sonra hiçbir organ kullanılamaz. Öncelik kişiyi yaşama döndürmektir. Savcıyı bekleyemezsiniz, organ nakli acil konudur. Eğer savcı beklemek şartsa yasal düzenlemelere açık açık 'Adli vakalarda nakil yasaktır' yazılsın. Beyin ölümünden sonra organlarda yavaş yavaş hasarlar oluşur, beklenemeyecek durumlar vardır. Yargılanma endişesiyle hareket edilmemesi gerekir. Önemli olan hayattır.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Adem Sözüer:
Yeni TCK'nın 25. maddesinde 'zorunluluk hali' düzenlenmiştir. Bir insan ölüm tehlikesiyle karşı karşıyaysa onu bu tehlikeden kurtarmak için yapılan fiillere ceza verilmez. Ancak bu, her silahlı yaralama olayında ölen kişiden savcıya haber vermeksizin organ alınabileceği anlamına gelmez.

Beyin ölümünde organlar uzunca bir süre kişi solunum cihazına bağlı tutularak yaşatılabilir. Böyle hallerde savcıdan izin almak için yeterli süre olduğu için bu izin alınmalıdır. Ölüm sebebi tartışmasız olarak kurşun yaralanması ise ve hekim bundan eminse bir delil kaybı olmayacağı için savcılar bu konudaki talepleri telefonla bile kabul etmektedirler. Eğer kişi öldürücü olmayan bir bölgeden yara almış ama sonra beyin ölümü gerçekleşmişse, mutlak bir zorunluluk yoksa organ alınmamalı. Ölüm nedeni her organın ayrı ayrı incelenmesiyle çıkarılabilir. Savcılar bu durumda delil kaybı endişesiyle hareket eder. Savcıların bu uygulaması doğrudur.

Bağlantılarım

Neden AKP
Ben neden Akp'ye oy verdim biliyormusun?

Aylık gelirim arttı.Para kazanıyorum para
Yaşam standartlarımı yükseltti.
Yolsuzluk yapmadı.Yapsada bal tutan parmağını yalar canım.
Özelleştirme ile milli kuruluşlarımızı yabancılara sattı.
Kredi kartı borçlarımı günü gelmeden takır takır ödüyorum.
Benim oğlum okul harçlıklarından biriktirdiği para ile gemi satın aldı.
Ben rantiyeciyim para ile para kazanıyorum.
Borsada milyarlarım var onun için
Sadece kendi yaşam standartlarını değil halkın yaşam standardınıda yükselttiler
Çok güzel çalışıyorlar!Çok güzel konuşuyorlar
Gelir dağılımını düzelttiler.Zenginden yana değil halktan yana politika yaptılar.
Ülkeme huzur geldi.Ne sokakta gasp olayları oluyor ne evime hırsız giriyor.
Ben aslında oyumu neden ve kime verdiğimi bilmiyorum ki
Emekliye memura zam yaptı.Adam gibi maaş verdi.
İMF ye rest çekti.
İMF onları destekliyor.
Yabancıların getirdiği sıcak paraya yüksek faiz veriyor
Büyük kentlerin trafik sorununu çözdü
Aslında ben akp'ye oy vermedim.
Aslanlar gibi Akp politikalarını her yerde savunurum arkadaş.
Kışlık Kömürüm şimdiden hazır.
Dolar düştü yerli üretici malını satamıyor ama ithalat cenneti olduk.
Ekonomi iyi gidiyor.Borcu borçla kapatıyoruz evelallah
Her doğan çocuğumuz sadece 5 bin dolar borçla doğuyor.Borç yiğidin kamçısı
Oyum isteksizce napim muhalefet partilerini gözüm tutmadı arkadaş


Şu Andaki Durum
Blogcu ile yapıldı