« Önceki | Sonraki »

28/10/2007

Amerikan mandası yoksa bağımsızlık mı?

Mustafa Kemal Samsun'a çıkıp Kurtuluş Savaşı hazırlıklarına başladığında İstanbullu aydınlar bağımsızlık savaşına inanmamaktadır. Ahmet Emin Yalman, Halide Edip gibi Amerikan okullarından mezun aydınlar bir üçüncü yol olarak Amerikan mandasını görmekte, onlarla birlikte Bekir Sami, Albay Kara Vasıf, Refet Bele, İsmet İnönü gibi askerler de Amerikan mandasını İngiliz sömürgesi olmaya ya da bağımsızlığa yeğ tutmaktadır.
Erzurum ve Sivas kongrelerine bu baskılar altında gidilir... Manda isteklerine Mustafa Kemal'in koyduğu nokta şu sözlerde ifadesini bulur:

- Şu size okuttuğum telgraflara, mektuplara, tavsiyelere bakınız... Öyle bir manda istenecek ve verilecekmiş ki, hukuku hükümraniyeye, hariçte temsil hakkımıza, kültür istiklalimize, vatan bütünlüğümüze dokunulmayacakmış. Buna ve böylesine Amerikalılar değil, çocuklar bile güler. Her şeyin başında Amerikalılar kendilerine hiçbir menfaat temin etmeyen böyle bir mandayı niçin kabul etsinler? Amerikalılar bizim kara gözlerimize mi âşık olacaklar? Bu ne hayal ve gaflettir?

Ne var ki Atatürk'ün bu soruları ölümünden sonra çabuk unutulur... Ülkenin yönetimi adım adım ABD'ye bırakılır. İktidara ABD'nin seçtikleri gelir. Günün birinde ABD'nin "Bu topraklarda Türklerin yaşaması benim stratejik çıkarlarıma uymuyor" diyeceği, yeni haritalar çizeceği düşünülmez. Amerika ülkemiz üzerinde oyunlar oynarker hâlâ ABD'den medet umulur. Gaflet artarak sürmektedir...
Melih Aşık Milliyet

ABD, PKK'ya dokunmayacakmış.
"Bana dokunmayan Karayılan bin yaşasın" taktiği bu...
Haldun Ertem

Dipnot:

Şu son günlerde tüm vatan sathında büyük bir duyarlılık var.Vatandaşlarımız teröre yeter artık diye haykırıyorlar.Son olayların gelişimi gösterdi ki bu terör belasını başımıza saran sebeplerin arasında Abd yönetiminin tutumuda var.
Bunun doğal sonucu olarak ülke çapında amerikaya karşı olan hoşnutsuzluk giderek öfkeye dönüşüyor.Türkiyede Amerikan karşıtlığı geniş kitleler arasında hızla artıyor.

Ama tüm bu yaşananların çelişme noktasında ise tüm bu duyarlılıklara rağmen ülkemizi yönetenler Abd'den herhangi bir ışık almadan parmaklarını bile kıpırdatmamaları oluyor.Bu ise önümüzde terörle mücadelede ki en büyük zaafımız olarak ortaya çıkıyor.Hem ülke olarak Amerikan karşıtı olacaksın,hem de Amerikanın ısrarla yönetimde görmek istediği kişileri büyük bir çoğunlukla seçeceksin.Bu bir çelişki gibi görünse bile sanırım bu da bize özgü bir durum olsa gerektir.

Biz bu kafalarla  Atatürk ve silah arkadaşlar
ını daha çok uzun yıllar boyu ararız.Hatta onlara muhtaç durumlara düşeriz.İşkembeden gelen duyumsamalarla değil aklın beyinsel gücümüzün bize gösterdiği gibi yaşamaya davranmaya başlayıncaya dek.

1/5/2007

Anayasa Mahkemesi'nin kararı

Hukukçular ne diyor?

1 Mayıs 2007



Anayasa Mahkemesi'nin "367 şart" kararı, hukukçular tarafından genellikle, siyasi bir karar olarak yorumlandı.

"Bir kere önemli olan konu Anayasa Mahkemesi’nin Türkiye’deki önemi ortaya çıktı. Yargının üstünlüğü ortaya çıktı. Bu kararın yerine getirilmesi oylamalardan sonra seçimlerde 367’nin sağlanması gerektiğini gösteriyor. 367 sağlanmadan diğer bir tura geçilemez.

367 yetmiyor. Sandıktan da 367 oy çıkması lazım. Sandıktan 367 oy çıkarsa 2. tura geçilebilir. İkinci turda da 367’nin sağlanması gerekiyor.

Salonda 367’nin bulunması oylamaya geçilmesinin koşulu. Sandıktan 367 oy çıkmazsa 2. tura geçilemez. Başlamasından çok seçim kararının sandıkta 367 oy çıkması kesinleşiyor. Bu tartışmasız.

Yarından itibaren birinci tur oylama yapılacak. 20 gün içinde turlar tamamlanmazsa otomatik olarak seçimlere gidilir. Ayın 16’sına kadar bunun tamamlanması gerekir. Meclis’in toplanıp seçim kararı vermesine gerek kalmıyor otomatik olarak seçime gidiliyor. Hastalıkta bulunma ve görevden çekilme durumlarında Cumhurbaşkanlığı müdahale ediyor."

Prof. Dr. Mümtaz Soysal (Anayasa Hukukçusu):

Anayasa Mahkemesi’nin kararına talihsiz demeye kimsenin hakkı yoktur. Mahkeme kararıdır.  Mahkeme, “Karar yeter sayısı belli olmadan toplanmıştır.  Toplantı yeter sayısı 367’dir” kararı vermiştir. Şimdi birinci tur yapılmamıştır. Sürecin yeniden başlaması gereklidir. Yani birinci tur yeniden yapılacaktır. 367 sayısı bulunamazsa, erken seçim yolu açılacaktır.
16 Mayıs'a kadar seçimin sonlandırılması gerekiyor. İktidar seçimi bu sürece sığdırmak isteyebilir. Ancak anladığım kadarıyla hükümetin beklediği sonuçta buydu. Çünkü bu kararla birlikte mağduru oynayacaklar ve seçmene böyle gidecekler.

Hikmet Sami Türk (Eski Adalet Bakanı):

Hukuki bakımdan kararı doğru bulmuyorum. Anayasa Mahkemesi bir çeşit siyasi krizi çözecek çözüm bulmuştur. Türk Silahlı kuvvetleri’nin bir muhtıra gibi açıklamasından sonra AKP adayını geri çekmek istemiyor. Yarın TBMM’de bu karar ışığında yapılacak toplantıda 367 şartı arayacak.öyle sanıyorum ki AKP 367 elde edilemeyince erken seçimi gündeme alacaktır.

Yavuz Atar (Anayasa Hukukçusu Konya Selçuk Üniversitesi)

Anayasa Mahkemesi birinci tur oylamayı iptal etti. Cumhurbaşkanlığı oylamasında toplantı yeter sayısı 367'dir. Bu genel kurula 367 kişinin katılması ve oy kullanması gerektiği anlamına gelir. Ancak birinci tur oylamada toplantıya 361 kişi katılmıştır. Anayasa Mahkemesi iptal kararınının gerekçesini açıklamadı ancak bana göre 367 oy sayısı sağlanamadığı
 için iptal etti oylamayı. Eğer ilk genel kurulda 367 oy sayısı sağlanamazsa ikinci tura geçilir. Üçüncü turda 276 ile toplanması gerekir meclisin. Eğer dördüncü tur oylamada da cumhurbaşkanı seçilemezse o zaman erken seçim kararı alınabilir. 102'nci madde de böyle uygun görmüştür.

Prof Dr. Yıldızhan Yayla (Anayasa Hukukçusu)
Tarihi bir karar. Meclis'teki seçimi kilitleyebilir. Ancak karışıklığı ortadan kaldırmak için bir karar alınması gerekiyordu.

Prof Dr. Ergun ÖZBUDUN (Anayasa Hukukçusu)
Çok talihsiz bir karardır. Ben mahkemenin kararına katılmıyorum.

9/3/2007

Cinselliğin rengi nedir?

İlk akla gelen “kırmızı” değil mi? Kırmızı gül aşkı, aşk da cinselliği hatırlattığından...

Belki de erotik fotoğrafların, daha doğrusu koyu seks görüntülerinin ışığında hep kırmızı kullanıldığından...

Kırmızı iç çamaşırlarının hiç de masum görünmemesinden (siyahlardan daha farklı bir imajı vardır onların)...

Ne bileyim, böyle bir sürü neden yüzünden cinselliğin bir rengi varsa o da, sanki kırmızı gibi...

Aranızda “uçuk pembe” diyenler varsa bu yazıyı okumasın. Hatta bana küssün.

Ama devir artık kırmızı devri değil. Yeşil çağına girdik.

Slogan da şu: “Dünyayı düşün, ‘yeşil seks’ yap”.

BUNA ARTIK “GRUP” DENİR
Tahmin ettiğiniz gibi bunu önerenler, “çevreciler”.

“Son bir yılda dünya kamuoyunun çevre sorunlarına duyarlılığı arttı. İnsanlar cinsel yaşamlarında da bu duyarlılığı göstermeli” demişler.

E, ama...

Yeter ama...

Yatağımıza kadar girdiler.

Bence var ya, dünya kamuoyu kafayı yemeye başladı.

Küresel ısınmacılar var ya bir de...

Onlara göre 2007’nin aralık ayında küre ısındı ya!..

Yakında onlar da bir açıklama yapar: “Fazla ateşli sevişmeyin. Küre ısınıyor!..”

Bir seks yapacan, düşün dur artık...

Küreyi mi düşünecen, doğayı mı, kendini mi, onu mu?

Gittikçe çoğalıyoruz.

Bu artık grup statüsüne girer.

Bir de düşünülmesi gereken dış etkenler de var ki; komşular, çocuklar, eşler(!), abiler,

anne-babalar...

Bu nasıl bir strestir?

Nedir bu ya?

Seks mi yapacaksın yoksa psikolojik dayanıklılık testi mi?

MASAJ YAĞSIZ ASLA!
Çevreciler, yeşil seks konusunda neler yapmamız gerektiğini de belirlemiş.

“Yeşil ışık yakın”, “kırlarda sevişin” falan demiyorlar.

Diyorlar ki:

“Yenilebilir kaynaklardan elde edilen liflerle üretilen iç çamaşırı giyin.”

Oldu.

Victoria’s Secret salatalık sütyeni çıkardı mı?

Havuçlu jartiyer mesela...

Artık aç karnına yatağa gireriz. Hem yer hem de...

Başka bir öneri de şu: “Partnerle birlikte duş almak.”

Hııı...

Çevreci ayağında... Anladım ben onu! Sudan sebeplerle...

“Organik masaj yağı kullanmak.”

Zaten biz de her sevişmemizde masaj yağı kullanırız, biliyon mu? Yani masaj yağsız asla!

O dereceyiz...

Git, Türkiye’de hangi evin banyosuna bakarsan bak, en az üç çeşit masaj yağı bulursun.

Bizde cinsellik oradan başlar!

“Sex shop’lardan PVC veya vinilden üretilmiş malzeme satın almamak.”

Onların vinil olmayanlarına “insan” deniyor zaten. Ha, onlar da laf dinlemiyor.

Bir de ağızları çok laf yapıyor.

Ben size gerçeği söyleyeyim mi?

İnsanlar doğru düzgün

sevse, sevişse ne çevre, ne savaş, ne ısınma, soğuma sorunumuz kalır.

Dilek önder - VATAN

Bağlantılarım

Neden AKP
Ben neden Akp'ye oy verdim biliyormusun?

Aylık gelirim arttı.Para kazanıyorum para
Yaşam standartlarımı yükseltti.
Yolsuzluk yapmadı.Yapsada bal tutan parmağını yalar canım.
Özelleştirme ile milli kuruluşlarımızı yabancılara sattı.
Kredi kartı borçlarımı günü gelmeden takır takır ödüyorum.
Benim oğlum okul harçlıklarından biriktirdiği para ile gemi satın aldı.
Ben rantiyeciyim para ile para kazanıyorum.
Borsada milyarlarım var onun için
Sadece kendi yaşam standartlarını değil halkın yaşam standardınıda yükselttiler
Çok güzel çalışıyorlar!Çok güzel konuşuyorlar
Gelir dağılımını düzelttiler.Zenginden yana değil halktan yana politika yaptılar.
Ülkeme huzur geldi.Ne sokakta gasp olayları oluyor ne evime hırsız giriyor.
Ben aslında oyumu neden ve kime verdiğimi bilmiyorum ki
Emekliye memura zam yaptı.Adam gibi maaş verdi.
İMF ye rest çekti.
İMF onları destekliyor.
Yabancıların getirdiği sıcak paraya yüksek faiz veriyor
Büyük kentlerin trafik sorununu çözdü
Aslında ben akp'ye oy vermedim.
Aslanlar gibi Akp politikalarını her yerde savunurum arkadaş.
Kışlık Kömürüm şimdiden hazır.
Dolar düştü yerli üretici malını satamıyor ama ithalat cenneti olduk.
Ekonomi iyi gidiyor.Borcu borçla kapatıyoruz evelallah
Her doğan çocuğumuz sadece 5 bin dolar borçla doğuyor.Borç yiğidin kamçısı
Oyum isteksizce napim muhalefet partilerini gözüm tutmadı arkadaş


Şu Andaki Durum
Blogcu ile yapıldı