« Önceki | Sonraki »

25/3/2007

ÇOCUK İSİMLERİ DİZİLERDEN ÇIKIYOR!

.

Aramıza 1016 Polat, 1491 Havin katıldı



"Kurtlar Vadisi" dizisinin başkarakteri "Polat" ile "Haziran Gecesi" dizisinden "Havin" ve "Baran" son yılların en popüler isimleri arasına girdi.
Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü verilerine göre, Türkiye çapında 1998'de 88 çocuğa konulan "Polat" ismi, "Kurtlar Vadisi" dizisinin yayında olduğu 2004'te 1016 çocuğa verildi. 1998'de 3 çocuk "Havin" adıyla nüfusa kaydedilirken, bu isim "Haziran Gecesi" dizisinin ardından 2005'te 1491 çocuğa verildi. 1998'de 1206 çocuğa verilen "Baran" adı da aynı dizide Özcan Deniz'in canlandırdığı karakterle birlikte 2005'te 4 bin 660 çocuğa konuldu.
"Kurtlar Vadisi" dizisinin başka bir kahramanının adı olan ve "ölüm, ölüye ait herhangi bir şey" anlamına gelen "Memati" ismi 1999'da hiçbir çocuğa verilmezken, 2005'te 16 çocuk bu isimle nüfusa kaydedildi.
Dizilerde kötü karakterleri canlandıranların isimlerinde de azalma oldu. 1998'de 2 bin 538 çocuğa verilen "Sinan" ismi "Aliye" dizisinin gösterime girmesiyle 2006'da yalnızca 961 kişiye verildi.
Kocaeli Üniversitesi Toplum ve Ruh Sağlığı psikologlarından Gökçen Gökçe, Türk toplumunda televizyon dizilerinin ilgiyle izlendiğini, izleyicilerin bir süre sonra dizi karakterleriyle kendilerini özdeşleştirebildiğini belirterek, "Eğitim düzeyi düşük kesimde bu tarz eğilimler daha fazla görülüyor. Aile, model aldığı karakterin adını çocuğuna verebiliyor" dedi.Milliyet

22/3/2007

Aldatıldım ne yapayım!

Türk halkı Diyanet'e en çok bu soruyu soruyor. Hatta en fazla ilgiyi de Kayseri, Kastamonu ve Şanlıurfa gösteriyor
DİYANET İşleri'nin Aile Rehberlik Büroları'na ilgi hergeçen gün artıyor. Arayanların yüzde 88'ini bayanların oluşturduğu hatta en çok 'Kocam beni aldattı ne yapayım?', 'Doğum kontrol hapı dinen caiz mi?', 'Boş ol ifadesinin dinen bir geçerliliği var mı?' sorularına cevap aranıyor.

ÇOĞU İLKOKUL MEZUNU
BÜROLARA başvuranların yüzde 43'ü ilkokul, yüzde 17'si üniversite mezunu. Bunların yüzde 50'si ise 25-40 yaş arasında. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı İzzet Er, 'Dini olmayan pek çok soruyla da muhattap oluyoruz. Bu durumda başvuranları polise ve psikoloğa yönlendiriyoruz' dedi.

20/3/2007

Erkek doktoru kabul etmedi, kaldırımda doğurdu

BURASI TÜRKİYE   

ERZURUM Nenehatun Kadın Doğum Hastanesi'nde, kendisine Dr. Levent Dikbaş'ın bakacağını öğrenince “Erkek doktorun tedavisini kabul etmiyorum'' diyen 41 yaşındaki Hatice Eren, nakledildiği Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Aziziye Araştırma Hastanesi'nin giriş kapısı karşısındaki kaldırım üzerinde doğum yaptı.


Doğubeyazıtlı 3 çocuk annesi Eren'in kız çocuğu dünyaya getirdiğini öğrenen acil servis doktorları, ilk müdahaleyi kaldırım üzerinde yaptı, yarı baygın durumdaki kadını sedyeye koyarak hastaneye aldı. Acil Servis Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Şahin Aslan, anne ile bebeğin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıklarken, Sağlık Müdür Vekili Mahmut Avcı, kaldırımda doğum olayıyla ilgili soruşturma açtıklarını bildirdi.
      Ağrı'nın Doğubeyazıt İlçesi Uluyol Mahallesi, 7'nci Sokak'ta oturan 45 yaşındaki Cezmi Eren'in 9 aylık hamile eşi Hatice Eren, geçen cuma günü sancıları artınca annesi ve erkek kardeşiyle birlikte Erzurum'a geldi. Yeşilkartlı olan Hatice Eren, Nenehatun Kadın Doğum Hastanesi'ne yatırıldı. Haftasonunu nöbetçi Doktor Demet Saykömeç'in kontrolünde geçiren Hatice Eren, pazartesi günü kendisine Dr. Levent Dikbaş'ın bakacağını öğrenince buna tepki gösterdi. Erkek doktorun tedavisini kabul etmeyen Eren, doktorların tüm ısrarına rağmen hastaneden çıkmak istediğini bildirdi. Bunun üzerine Hastane Protokol Defteri'nde 1276 sıra numarasına, ‘Hasta bütün ısrarlara rağmen doğum salonuna getirilemedi. Dr. Levent bey ikna edemedi. Hasta bütün sorumluluğu alarak bekleme odasından gelmeyip Araştırma'ya sevk edildi’ diye yazıldı ve Dr. Levent Dikbaş ile Dr. Ebru Bulut Erdem tarafından imzalandı.
     
      İNADI YÜZÜNDEN KALDIRIMDA DOĞURDU

      Hastaneden ambulansla çıkarılan Hatice Eren, Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Aziziye Araştırma Hastanesi'nin önüne götürüldü. Erkek kardeşi, ’4 numaralı’ olarak bilinen anakapıdan içeri girerek sedye almaya giderken ambulanstan inen Hatice Eren, kaldırımda çömelerek beklemeye başladı. Ambulansın gitmesinin ardından doğum sancıları artan Eren, kaldırım üzerine uzanıp çığlıklar atarak dördüncü çocuğunu doğurdu. Çevredekilerin şaşkın bakışları arasında gerçekleşen doğum olayı üzerine hemen Acil Servis'teki doktorlardan yardım istendi. Koşarak gelen doktor ve hemşireler kaldırımda doğum yapan kadına müdahale etti, bu durumu farkeden bir kişi de cep telefonu ile bu gelişmeleri görüntüledi. Sedyeye konulan anne ile bebeği hastaneye taşınırken, kaldırımda kan izleri kaldı.
     
      ‘DOĞUM BAŞLAMIŞTI, HIZLI TRANSFER ETTİK’

      Aziziye Araştırma Hastanesi Acil Servis Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Şahin Aslan, anne ve kızının sağlık durumlarının iyi olduğunu bildirdi. Anne Eren'in Aziziye Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Servsi'ne yatırıldığını, bebeğin ise Çocuk Acil Servis'te kuvözde tutulduğunu söyleyen Dr. Aslan, “Hasta, Nenehatun Kadın Doğum Hastanesi'nden yanında sağlık personeli olmadan hastanemize getirilmiş. 4 nolu kapıya bırakılmış. Ambulans gitmiş. Hasta yakını da içeriye sedye bulmak için girmiş. Bizim bu esnada haberimiz oldu. Hastanın yanına gittiğimizde doğum eylemi başlamıştı. Hızlı bir şekilde acil servise transfer ettik. Anneyi Kadın Doğum Servisi'ne yatırdık. Her ikisinin de sağlık durumu iyi'' dedi.
     
      SAĞLIK MÜDÜRÜ AVCI: SORUŞTURMA AÇTIK

      Sağlık İl Müdür Vekili Mahmut Avcı da Hatice Eren'in cuma günü Nene Hatun Kadın Doğum Hastanesi'ne yatırıldığını, nöbetçi doktor Demet Saykömeç tarafından 24 saat bakıldığını söyledi. Mahmut Avcı, “Kadın doktor, 24 saat nöbetinin bitmesi üzerine görevini erkek meslektaşına bırakıyor. Ancak hasta erkek doktorun tedavisini kabul etmiyor. Doktorların tuttuğu raporla Atatürk Üniveristesi Tıp Fakültesi Aziziye Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Servisi’ne ambulansla gönderiliyor. Ambulans şoförü hastayı acil olmadığı için hastane önüne bırakıp gidiyor. Bunun üzerine kadın ambulansın bıraktığı yerde doğumu gerçekleştiriyor. Olayla ilgili soruşturma açıldı. Gerekirse Sağlık Bakanlığı'ndan müfettiş istenecek'' diye konuştu.
      Acil Servis'ten sedye ile çıkaralırken basın mensuplarını karşısında gören Hatice Eren, yüzünü sakladı ve konuşmak istemedi. Eren'in annesi ve erkek kardeşi de basın mensuplarının sorularını yanıtsız bıraktı.
     

16/3/2007

Sürpriz tanık: İlayda’yı sattık

  İzmir’in Kemalpaşa İlçesi’nde, çalıntı bir otomobille yakalanan 16 yaşındaki zanlı M.A.A.’nın ifadesi, 11 aydır kayıp olan 5 yaşındaki İlayda Taşçı’nın ailesi için için bir umut ışığı oldu.


   Kemalpaşa İlçesi’nde devriye görevi yapan polis ekipleri, sürücüsünün hareketlerinden şüphelendikleri bir otomobilin çalıntı olduğunu belirledi. Sürücü 16 yaşındaki M.A.A. gözaltına alınarak İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Küçük zanlı, verdiği ifadeyle polis ekiplerini şaşkına çevirdi. İzmir’in Buca ilçesinde 11 ay önce ailesiyle birlikte gittiği bir piknik sırasında esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolan 5 yaşındaki İlayda Taşçı’yı kendilerinin kaçırdığını söyledi. İlayda Taşçı’yı kaçırdıktan sonra Yenişehir semtinde bir aileye sattıklarını iddia eden M.A.A., ismini bilmediği bir kadını da bilezikleri için kaçırdıktan sonra öldürüp gömdüklerini, ayrıca çok sayıda da hırsızlık olayına karıştıklarını da öne sürdü. M.A.A.’nın ifadesinin ardından polis ve jandarma ekipleri harekete geçti. Başlatılan soruşturma çerçevesinde zanlı, İlayda’yı sattıkları kişilerin oturduğu evi ve öldürdükleri kadını gömmüş oldukları yeri göstermesi için gizlice İzmir’e getirildi. Olayla ilgili soruşturma sürüyor. M.A.A.’nın verdiği bilgiler doğrultusunda, jandarma ekiplerinin bağlantıya geçtiği İlayda Taşçı’nın ailesinde büyük heyecan yaşandı. Baba Saim Taşçı, "Kızıma kavuştuğum anda, dünyanın en mutlu insanı olacağım. Umutlu sonucu bekliyoruz" dedi. Anne Müzeyyen Taşçı ise hálá umutlu olduklarını söyledi.

15/3/2007

17 yaşındaki kızın akıl almaz intikam cinayeti

Batman’ın Gercüş İlçesi’nde kaybolduktan 10 gün sonra komşularının fosseptik çukurunda cesedi bulunan 13 yaşındaki Esra Kardeş’in, akıl almaz bir intikam cinayetine kurban gittiği ortaya çıktı

Esra'ların komşu kızı 17 yaşındaki S.S.’nin, kendisini terkeden Esra'nın amcasının oğlundan intikam almak için Esra Kardeş'i bez parçasıyla boğduktan sonra, anne ve babasının yardımıyla fosseptik çukuruna attığı anlaşıldı. S.S. ile anne- babası tutuklanarak cezaevine konuldu.

Gercüş’ün Yolağzı Köyü’ne yaşayan 13 yaşındaki İlköğretim Okulu Öğrencisi Esra Kardeş, 10 gün önce evinden ayrıldıktan sonra ortadan kayboldu. Günlerce arayan köylüler Esra'nın izine rastlayamadı. Köyde tek aranmayan, Kardeş ailesine komşu olan ve arama çalışmalarına katılan İbrahim S.’nin evi oldu. İbrahim S. evini aratmak istemezken, önce eve sonra evin bahçesinde bulunan fosseptik çukuruna bakan köylüler, çukurda Esra Kardeş’in cansız bedenini buldu. Yapılan otopside Esra Kardeş'in çukura atılmadan öncçe boğularak öldürüldüğü belirlendi.

AKIL ALMAZ İNTİKAM

İddiaya göre, S.S., aşık olduğu Esra Kardeş’in kuzeni tarafından bir süre önce terk edildi. Bunun üzerine S.S., çevresindekilere, “O beni terk ettiği için başına büyük olay getireceğim” dedi. S.S., 13 yaşındaki kardeşi B.S.’nin doğum gününe aynı sınıftan arkadaşı ve komşusu olan Esra Kardeş’i de davet etti. Evde yapılan doğum günü kutlamasına katılan bir grup arkadaş, pasta yiyip eğlendi. Herkes gittikten sonra S.S. Esra Kardeş'i evde tuttu. Daha sonra da bezle boğarak öldürdü. Ailesinin Esra'yı aramaya başlaması üzerine de S.S. durumu ailesine anlattı. Babası İbrahim S. ile annesi Mülkiye S. Esra Kardeş'in cesedini evlerinin bahçesindeki fosseptik çukuruna attı.

OLAYI AYRINTILI ANLATTILAR

Ceset bulunduktan sonra jandarma tarafından gözaltına alınan S.S. ve ailesi, jandarmadaki ifadelerinde cinayeti tüm ayrıntılarıyla itiraf ettikten sonra mahkemeye sevk edildi. Gercüş Adliyesi’ne sıkı güvenlik önlemleri altında getirilen İbrahim S. eşi Mülkiye S., kızları S.S. ve B.S’nin yakınları gazetecilere saldırdı. Mahkeme,İbrahim S. eşi Mülkiye S. ve kızları S.S.’nin tutuklanmasına karar verirken B.S. serbest bırakıldı.

Köylüler alayın ardından büyük şaşkınlık yaşarken, “İbrahim S. Esra’yı arama çalışmalarına bizimle birlikte katıldı. Her tarafı aramıştık. Ancak köyde sadece onun evi aranmamıştı. Aramak isteyince de kızıp, ‘Olur mu öyle şey, siz ne dediğinizin farkında değilsiniz’ diye tepki göstermişti” dedi.

15/3/2007

Sarıyer magandasına cezaevinde meydan dayağı

       Sarıyer'de yol verme yüzünden tartıştıkları İbrahim Doğan’ı (26) denize atarak ölümüne neden olduğu iddiasıyla eniştesi Cengiz Keskin'le birlikte tutuklanan Akın Alabur, Bayrampaşa Cezaevi'nde kaldığı koğuşta dövülerek hastanelik edildi. Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Alabur, gerekli tetkikler yapıldıktan sonra cezaevine geri gönderildi.

      Cezaevi yetkililerinden alınan bilgiye göre olay şöyle gelişti: Doğan kardeşlerin ölümüne neden oldukları için tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevi’ne gönderilen Akın Alabur ve Bahadır Keskin, önce karantinaya alındılar sonra da herhangi yeni bir olaya neden olmamaları için farklı koğuşlara yerleştirildiler. Önceki gün saat 15:00 sıralarında meydana gelen olay, koğuşta kimsenin kendisiyle ilgilenmemesi üzerine Alaburun’un, "Beni tanımıyor musunuz Sarıyer’de iki kişiyi denize attım" demesi üzerine çıktı. Basit bir yol verme tartışmasının ölümle sonuçlandırılmış olmasını televizyondan izleyen tutuklu ve hükümlüler, Alabur’a saldırdılar. Kıyasıya dövülen Alabur’un çığlıklarına, infaz koruma memurları yetişti. "Senin kabadayılığın burada sökmez, masum insanları öldürmekle övünmeye utanmıyor musun" diye bağıran tutuklu ve hükümlülerin elinden kurtarılan Alaburun, Haseki Eğitim ve Araştırma hastanesi’ne kaldırıldı.

      "İç kanama olabilir" endişesiyle beyin ve göğüs filmi çekilen Alaburun, tetkiklerin ardından cezaevine geri gönderildi. Alaburun’un, daha önce başka bir suçtan cezaevine girip çıktığı öğrenildi. Cezaevi savcılığı, dayakla ilgili soruşturma başlattı.

      Kireçburnu'nda geçtiğimiz cumartesi akşamı meydana gelen olayda, denize atılan ağabeyi İbrahim Doğan'ı kurtarmak için peşinden suya atlayan Soycan Doğan da (24) hayatını kaybetmişti.

12/3/2007

Boğaz'da vahşet!..

Sarıyer sahil yolunda tartıştıkları iki kardeşi dövüp Boğaz'ın dondurucu soğuğuna atarak öldüren iki maganda suç makinesi çıktı.
      İstanbul'da tüyler ürperten vahşetin zanlılarının sorguları sürüyor.
      Bartınlı iki kardeşi gözü kapalı ölüme gönderen zanlılardan Bahadır Keskin'in bugüne dek bıçakla adam yaralama, darp, fuhuş, havaya ateş açma suçlarından 10 ayrı sabıkasının olduğu ortaya çıktı.
      Diğer zanlı Akın Alaburun'un ise bıçakla adam yaralamaktan iki ayrı sabıkası olduğu anlaşıldı.
      Zanlılar bugün fotoğraflarını çeken gazetecilere de polislerin arasında oldukları halde tekme atmaktan çekinmediler. Zanlılar, yaptıklarından pişman olmak yerine polisteki ifadelerinde de 'biz bıçağı gösterdik onlar korkup denize düştüler' demeyi sürdürdüler.
      Zanlılar polisteki ifadelerinin ardından adliyeye sevkedildiler.
     
     NE OLMUŞTU?

      Sarıyer Kireçburnu'nda şehir magandaları yol verme yüzünden kavga ettikleri iki kardeşten İbrahim Doğan'ı eşi ve 1.5 yaşındaki kızının gözü önünde denize attı. Akıntıya kapılarak boğulan ağabeyini kurtarmak için denize atlayan Soncay Doğan da hayatını kaybetti.
      Olay yerinden kaçak zanlılar yakalandı. Bir çay fabrikasında şoför olarak çalışan İbrahim Doğan (26), işyeri adına tahsilat yapmaya giderken, "Dolaşırız" diyerek yanına eşi Nurgül Doğan, kızı Azra ile kardeşi Soncay Doğan'ı alarak önceki akşam yola çıktı. Doğan, saat 22.30'da Kireçburnu'ndaki evlerine dönüşe geçtiğinde, Haydar Aliyev Caddesi üzerinde yol verme yüzünden 34 DK 9983 plakalı otomobildeki iki kişiyle tartışmaya başladı.
      İddiaya göre, eniştesi Bahadır Keskin'in de içinde olduğu otomobili kullanan Akın Alabur ağır şekilde seyrediyordu. Doğan da yol isteyince, el kol hareketleriyle başlayan gerginlik tırmandı. Alabur ve Keskin, otomobili Doğan'ın aracının önüne çekerek durdu. Çıkan kavgada Bahadır Keskin bıçağını çekti. Ardından saldırganlar, İbrahim Doğan'ı denize atarak kaçtılar.
      Kardeşlerin cenazelerinin, Bartın’da toprağa verileceği ifade edildi.

Milliyet

8/3/2007

Saniye saniye cinayet gibi kaza

Balıkesir'de bir yayanın kamyonet tarafından ezilmesi saniye saniye görüntülendi. "Bu kadar da olmaz" dedirten cinayet anı gibi görüntüleri


                The Hole - video powered by Metacafe

Balıkesir Vasıfçınar caddesi, İzmir yolu Doğumevi Kavşağı'nin sağ tretuvarında yürümekte 1929 doğumlu Şerafettin Aka, dün saat 14.00 sularında inanılmaz bir kaza sonucu hayatını kaybetti. Ancak kaza anının bir yerel televizyonun güvenlik kamerasına takılan görüntüleri, ölümün bir kaza değil adeta bir trafik cinayeti olduğunu gözler önüne seriyordu.Görüntülerde bir beyaz eşya mağazasından servis için çıkan M. A. idaresindeki kamyonetin hızla geri geri giderken, herşeyden habersiz yürümekte olan zavallı kurbanını nasıl hayattan koparttığı görülüyor... Saniye saniye görüntülenen kazayı gören vatandaşların ihbarı üzerine kıa sürede olay yerine gelen sağlık ekipleri, ellerinden geleni yapıyorlar ama 112 ambulans ekibinin ilk müdahalesi ile Atatürk Devlet Hastanesine kaldırılmak istenen Aka, yolda hayatını kaybediyor.. Talihsiz yaya, yaya kaldırımını park eden araçlar nedeniyle kullanamadığı için tretuvardan yürümek zorundaydı. Öte yandan geri geri gelen aracın sürati de göz önüne alındığında olayın nasıl bir kaza olduğu ayan beyan gözler önüne seriliyor.. Kazaya yol açan M.A'nın tutuksuz olarak yargılanacağı belirtildi.

7/3/2007

Koruma ordusu



Koruma ordusu...


Tayyip Erdoğan, Başbakan olduğunda Koruma Müdürü Maksut Karal'dı... Önceleri sürekli Erdoğan'ın hemen yanı başında görünürdü, bir gün aniden ortalıktan kayboluverdi. Neden mi? Erdoğan'ın yakın çevresiyle anlaşamamış, o yüzden görevini bırakmıştı. Dünkü Vatan'dan öğreniyoruz ki Erdoğan, Karal'ın yerine Koruma Müdürü yaptığı Halit Özgül'ü de yanından uzaklaştırmış. Peki bunun sebebi mi? Efendim, geçen cuma günü bir kadının kendisine fazla yaklaşmasına kızmış... Kadına mani olmayan Özgül'e, makam arabasını işaret ederek, "Bir daha bu arabaya binme" demiş.
Hatırlanacağı gibi Etiyopya gezisinde de Turgut adlı korumasını, "Senden bir yoğurt olmaz Turgut" diyerek herkesin içinde azarlamıştı...
Başbakan korumalarıyla bir türlü anlaşamıyor... Bu arada Erdoğan'ın önceki gün Başbakanlık'a gelirken 35 kişilik bir sivil koruma ordusunca etten duvar içine alındığı fotoğraflandı. Resmi polisler sayıya dahil değil...
Başbakan'ın Beşiktaş'taki çalışma ofisine geldiğinde manzarayı görüyoruz. Çevrede en az 150 polis tertibat alıyor.
Irak Başbakanı hariç dünyada hiçbir başbakanın kendi ülkesinde böyle korunduğuna tanık olmuyoruz... Başbakan ülkesinde değil de adeta düşman hatları içinde dolaşıyor.
Türkiye neden bu kadar güvensiz bir ülke haline geldi, ülkeyi bu duruma kim getirdi?

"Cumhuriyet'inize sahip çıkın" reklamı RTÜK'te bölünmeye neden olmuş.
Demek ki RTÜK'te cumhuriyete sahip çıkmak istemeyen üyeler de var...
Haldun Ertem

Milliyet

7/3/2007

Boğaz'a ekmek banıp yiyenler

.Zengin evlerine temizliğe giden Kiraz anlatıyor: Bazen iş geç bitince eve bırakırlar. Küçükarmutlu'ya girerken hep aynı laf... 'Köyden gelip oturmuşsunuz buralara!' Haa, oturduk! Sanırsın ki sabah akşam Boğaz'a ekmek banıp yiyoruz!

."Küçükarmutlu dersen olmaz, Etiler diyeceksin!" Kotunun ceplerine ellerini sıkıştırmış Şengül, Pir Sultan Abdal Derneği'nden çıkarken Küçükarmutlu'da yaşayıp da iş bulabilmenin numaralarını anlatıyor. Ardından, iş bulsan da fazla dayanamayacağını:
"...Pastanesi'nde çalışırken her gün yeni kıyafet ve makyaj istiyorlar. Nasıl yetiştireyim? Ayrılmak zorunda kaldım o yüzden. Bir de senin maaşından fazla paraya gelip insanlar bir tane pasta alıyorlar. Öfkelenmez misin?"
Dükkânların sahibiymiş gibi duran, çok makyajlı, çok havalı tezgâhtarlar da öfkeleniyorlar mı acaba? Hepsi mi?
"Öfkelenirler tabii" diyor Şengül, "ama insan daha çok parmakla gösterilmeye öfkeleniyor."
Nasıl?
"Yazın çalışıyordum Güneyde. Bir kolejli kızın annesi gösteriyor beni kızına, 'Bak nasıl okuyor, hem de Küçükarmutlu'dan' diyor. Elif Şafak okuyordum. O sınıfa ait bir kitap ya, benim okumamı ilginç buluyorlar. İlgileniyorlar filan kendilerince. Saçma sapan bir hayret hali. Bu yüzden işte Küçükarmutlu demezler, Etiler ya da Sarıyer'dir buranın adı şehrin geri kalanına çıkınca."
Konuşurken varıyoruz dernek başkanının evine. Sinir içinde kahvaltı hazırlıyor Muammer Bey'in eşi Güldalı. Çünkü...
"Güya ölüm oruçlarına zorla yatırılmış insanlar, yok kahraman olmak istiyorlarmış filan. Gelsinler de burada yazsınlar o yazıları. Öyle olmuyor o işler. Burayı hep yalan yanlış yazıyorlar."
Şengül tamamlıyor cümleyi:
"Aptal mıyız biz? Buradaki insanlar zorla ölüme yatacak kadar aptal mı?"

Halk mahkemesi

Gazetecilere, "polisin bile giremediği" diye başlayan ve nihayet gaz bombalarının patlamasına yol açan manşetlere, sonra Küçükarmutlu'nun Etiler'e yakınlığından yola çıkılarak yapılan "Küçükarmutlu Soho gibi" diye başlayan, burnunun dibindeki mahalleleri New York üzerinden geçerek anlatan haberlere, gazetecilere, buraya gelmeden burası üzerine pervasız konuşanlara... Bütün birikmiş azarlar benim üzerimden geçiyor elbette. Ama sonra Güldalı yeni pişmiş yaprak sarması veriyor, ekşili. Öyle bir kızgınlık onunkisi, pek şefkatli. Muammer Bey ise nereden baksan gazeteci olduğum için hep temkinli. "Buraya yaşamaya gelenler arasında bir seçim yapılıyor mu?" diye sorunca, "Ben biliyorum senin neyi sorduğunu" diyor. Sonra anlatıyor:
"Tabii buradaki dokuyu bozmayacak insanlar olmalı. Dokuyu bozacak adamı niye alalım aramıza!"
Sonra güvenliğin giderek azaldığından söz ediyorlar, hırsızlığın çoğaldığından ve bu meselenin polisin pek ilgisini çekmediğinden. Kurdukları "halk mahkemesinden"...
"Suç üstü yapılınca ortaya çıkardık hırsızı. Zaten kendisi de tek tek girdiği evleri itiraf etti. İfşa ettik herkesin ortasında."

Yine de sor, anlatırlar

"Ceza" neydi peki? Muammer Bey bu haberin kötü niyetli bir kalem tarafından nasıl yazılabileceğini (Küçükarmutlu'da halk ordusu! Varoşta imfaz mangaları! vesaire) çok iyi bildiğinden söylemek istemiyor önce. Sonra:
"Gönderdik işte mahalleden. Bir süreliğine tabii."
Kendilerini ve hayatlarını korumak zorunda kalan insanlar, şimdi de her şeyi az az anlatarak kendilerini aslında en azılı düşman olan "medyadan" koruyorlar haklı olarak. Ve fakat insan bir süre sonra yoruluyor azar işitmekten. Yoldan geçen, Arife teyzeye anlatıyorum derdimi, "Yahu teyze bitirdiler bizi sabahtan beri" diyorum. Sanki tanışıyormuşuz gibi nicedir, hiç şaşırmadan cevap veriyor:
"Zındık kapıyoladı kızım. Üzülme sen. Yıkılacak diyola ya buralaa, ondan. Emme düşün sen şimdi, biz olmayınca devlet mi vaa? Burdaki adam düşünüyo, 'Biz de bu devletin adamı deel miyiz?' diyo içten içe. Hep zengin köpeeğen gözü va buraladaa. Yıkılınca onların olaca ya..."
Sonra anlatıyor, "külüstürü" varmış, "çok yüksek". "Herif" mideden yedi ameliyat olmuş, iki çocuğun "gözüne bakıyormuş". Yine de benim derdime yanıyor, "Sen yine de sor, anlatırlar" diyor. Gülüyoruz buna, niye bilmiyorum, çok gülüyoruz.
Şengül kapıları camları çalıyor, evinin içinde dolaşır gibi dolaştığı mahallede. Benimle konuşacak insan arıyor. Arada bir ölüm orucunun yapıldığı evleri gösteriyor, her evde kimlerin öldüğünü, nasıl öldüğünü anlatıyor, sonra başka komik şeyler geliyor aklına onları da anlatıyor. Nihayet Zehra Hanım pencereyi açıyor. Öylesine soruyorum buranın eskisi Zehra'ya, "Eskiden mi iyiydi burası şimdi mi?" diye:

Yıkıma karşı direniş

"Eskiden daha iyiydi tabii" deyip gülmeye başlıyor "O zaman bizim sözümüz geçerliydi."
Sonra mahallenin tepesine bir karakol kuruluyor, bir panzer durmadan bir işgal ülkesinde yürür gibi gürültüyle sokaklardan geçiyor, her gün. Eskiden çamurlu yollarda ayakkabılarını naylon poşetlerde otobüs duraklarına taşıyanlar şimdi asfaltıyla birlikte gelen devletin hep gaz bombalı yüzünü görüyor. Ve yıkımlara karşı yapılan basın açıklamalarına "Çatışma çıkacak bugün" deyince gelen "medyaya" öfke biriktiriyorlar. 1988'de buraya gelen İbrahim Kılıç, ben yokuşta düşünce toparlayıp beni yerden hızla ve acilen oğlunun Boğaziçi Üniversitesi'nde fizikçi olduğunu, oğlunun "bilim adamı" olduğunu, oğlunun İngilizce makalesi olduğunu, oğlunun İngilizce kitap yazdığını, oğlunun... Anlatıyor. Sonra:
"Acarkent'i yıksınlar burayı yıkacaklarına. Yapabiliyorlarsa..."
Sonra ağaçlarına geliyor sıra:
"Kayısı, ceviz, hurma, dut, fındık... Yalnız nar noksan."
Bunu tekrar ediyor durmadan:
"Bu güz dikeceğim nar."
Nar ve oğlunun makaleleri hayattan alınmış bir söz gibi duruyor. Nar dikilecekti hani, hani oğlanlar okuyunca her şey daha iyi olacaktı, evler yıkılmayacaktı. Sonra halk ekmek kuyruğuna doğru, uzun en uzun yoldan gidiliyor, yavaş ve çok yavaş.

Krep: 'Kibar cılkta'

Yüzünü ekşitiyor kapıdaki nar gülüşlü kadın, "İstemem" diyor. "Dert dinleyen çok, derman bulan yok" diyor, "Bir gazeteci daha istemem."
"Yahu" diyorum "Sabahtan beri çekilmeyen fırça kalmadı. Bari bir çay ver, üşüdük."
"Çay yok" diyor, "Yapayım istersen." Sonra bir gecekondu kapısının önünde şöyle soruyor bana:
"Krep yer misin?"
"Efendim?"
Öyle bir efendim diyorum ki anlıyor bu kapıda böyle bir sorunun tuhaflığını. "Bizim köyde akıtma derler" ona diyorum, daha da gülüyor:
"Bakma sen biz de 'cılkta' deriz de kibar olsun dedik, fena mı ettik?"
Böylece gülerek tek göz odada, piknik tüpü üzerinde yapılan "kibar cılkta" için giriyoruz eve. Soba yanıyor, ben yatağın üzerine oturuyorum ve Kiraz ile Yeter'in hikâyesi başlıyor böylece.
Tüpün ağzı bozulur, "Patlarsa bak 'Küçükarmutlu'da basına hain saldırı!' diye manşet atarlar" derim, güleriz, yan komşudan elektrikli sac gelir, sacın üzerinde krep "kollu bacaklı" olur, Yurttaş "Uzay krebi oldu. Krep yaratığı!" der ona da gülünür, pişen krepleri yiyip yorum yaparız, sobada çay tıkırdarken Kiraz'ın üç çocuğuyla oturduğu, altı kez yıkım görmüş, yedincisini beklediği için doğru dürüst yapılmamış, şizofren eski kocasının onu birkaç kez öldürmeye kalktığı, ayda 400 milyon giren ve bütün çocukları üstün başarılı olduğu evin damı ne zaman akar onu konuşuruz. Şöyle anlatır Kiraz:

Eşek olduktan sonra...

"Zengin evlerine temizliğe gidiyoruz. Zenginlerden nefret ediyorum. Ne korkucam? Boş ver işsiz kalmam, yaz sen. Ben eşek olduktan sonra semer vuranı bulurum, merak etme. Beş odalı ev temizliyorsun, çok affedersin dışarıdaki köpeğin durumu bizden daha iyi. Kendime diyorum ki bazen, 'Çalış' diyorum, 'Bitince de bunlara bir sopa at da öyle dön eve'. Niye diyeceksin? Çocuk okuldan gelecek diye erken bitireyim diyorum 'Ay daha saat üç!'. Geç yapsan 'Ay bitiremedin'. On senedir ortasını bulamadım. Bazen diyorum ki, 'Bize derman onlara dert versin', anlasınlar bizi biraz. 'Tatile gidiyoruz gelme' diyorlar. Düşünmüyor, o dört ay ne yiyeceksin. Bazen iş geç bitince eve bırakırlar. Küçükarmutlu'ya girerken hep aynı laf:
'Köyden gelip oturmuşsunuz buralara!'
Haa, oturduk! Sabah akşam Boğaz'a ekmek banıp yiyoruz! O değil de çocuklar utanıyorlar temizliğe gidiyorum diye. Ben de diyorum ki 'Çalışmazsanız Etiler'de bez çok, bir tane de sizin elinize verirler.' Zor anlayacağın."
Şengül'le çıkıyoruz Kiraz'ın evinden. Aklıma çok eskiden bir yöneticinin, yoksul mahallelerine bakıp "Baksana evlerini bile boyamıyorlar" demesi geliyor. Bunu anlatıyorum Şengül'e. Gülüyor:
"Lütfedip parasını verirse boyarız" diyor. Gülüp ekliyor:
"Bir o kalmıştı, fıstiki yeşil boyarız!".

Ece Temelkuran - Milliyet

Bağlantılarım

Neden AKP
Ben neden Akp'ye oy verdim biliyormusun?

Aylık gelirim arttı.Para kazanıyorum para
Yaşam standartlarımı yükseltti.
Yolsuzluk yapmadı.Yapsada bal tutan parmağını yalar canım.
Özelleştirme ile milli kuruluşlarımızı yabancılara sattı.
Kredi kartı borçlarımı günü gelmeden takır takır ödüyorum.
Benim oğlum okul harçlıklarından biriktirdiği para ile gemi satın aldı.
Ben rantiyeciyim para ile para kazanıyorum.
Borsada milyarlarım var onun için
Sadece kendi yaşam standartlarını değil halkın yaşam standardınıda yükselttiler
Çok güzel çalışıyorlar!Çok güzel konuşuyorlar
Gelir dağılımını düzelttiler.Zenginden yana değil halktan yana politika yaptılar.
Ülkeme huzur geldi.Ne sokakta gasp olayları oluyor ne evime hırsız giriyor.
Ben aslında oyumu neden ve kime verdiğimi bilmiyorum ki
Emekliye memura zam yaptı.Adam gibi maaş verdi.
İMF ye rest çekti.
İMF onları destekliyor.
Yabancıların getirdiği sıcak paraya yüksek faiz veriyor
Büyük kentlerin trafik sorununu çözdü
Aslında ben akp'ye oy vermedim.
Aslanlar gibi Akp politikalarını her yerde savunurum arkadaş.
Kışlık Kömürüm şimdiden hazır.
Dolar düştü yerli üretici malını satamıyor ama ithalat cenneti olduk.
Ekonomi iyi gidiyor.Borcu borçla kapatıyoruz evelallah
Her doğan çocuğumuz sadece 5 bin dolar borçla doğuyor.Borç yiğidin kamçısı
Oyum isteksizce napim muhalefet partilerini gözüm tutmadı arkadaş


Şu Andaki Durum
Blogcu ile yapıldı